Empati Testi: Karşınızdakini Gerçekten Anlıyor musunuz?
Empati acımak da hak vermek de değil. Sekiz soruluk bu gözlem, empatinin sizde hangi biçimde çalıştığını gösteriyor.
Selinay Erdemir 4 dk okuma
Empati, günlük konuşmalarda çok kullanılan ama tam olarak neyi kastettiği çoğu zaman bulanık kalan bir kelime. Kimileri için karşısındakine acımak, kimileri için ona hak vermek, kimileri içinse onun yerine geçip aynı şeyi hissetmek anlamına geliyor. Oysa psikolojide empati bunlardan farklı bir şey: başka birinin durumunu, kendi bakış açını kaybetmeden anlayabilme becerisi.
Bu ayrım önemli, çünkü empati zannedilen bazı davranışlar aslında empati değil. Birine sürekli hak vermek, onun duygusuna kapılıp aynı ölçüde altüst olmak ya da hemen çözüm önerisi sıralamak, empatik görünen ama işlevi farklı olan tepkiler. Aşağıdaki sorular, bu ayrımın kendinizde nasıl işlediğini görmenize yardımcı olabilir. Bilimsel bir ölçüm değil, kişisel bir gözlem aracı.
Kendinize sorabileceğiniz sekiz durum
1. Bir arkadaşınız üzgün bir şey anlattığında ilk refleksiniz ne olur? Onu dinlemek mi, yoksa benzer bir anınızı anlatmak mı?
2. Sizinle taban tabana zıt düşünen biriyle konuşurken, o kişinin neden öyle düşündüğünü merak eder misiniz, yoksa yanıldığını göstermeye mi odaklanırsınız?
3. Birinin ses tonundaki değişikliği fark eder misiniz? Örneğin "iyiyim" diyen birinin iyi olmadığını sezebiliyor musunuz?
4. Bir film ya da dizi izlerken karakterlerin yaşadıklarından fiziksel olarak etkilenir misiniz; sıkılan bir sahnede gerçekten gerginleşir misiniz?
5. Size sinirlenen birinin öfkesini kişisel bir saldırı olarak mı algılarsınız, yoksa onun o an neyle uğraşıyor olabileceğini de düşünür müsünüz?
6. Bir tartışmadan sonra karşı tarafın ne hissetmiş olabileceğini aklınızdan geçirir misiniz?
7. Üzgün birinin yanındayken çözüm önermeden sadece durabiliyor musunuz, yoksa sessizlik sizi rahatsız edip konuşmaya mı iter?
8. Başkalarının dertlerini dinledikten sonra kendinizi tükenmiş hisseder misiniz?
Yanıtlar ne anlatıyor
İlk, üçüncü, beşinci ve altıncı sorularda karşıdakine yönelen yanıtlar veriyorsanız, empatinin bilişsel tarafı sizde güçlü çalışıyor demektir. Bu, karşıdakinin bakış açısını zihinsel olarak kurabilme becerisi. İlişkilerde en çok işe yarayan ve öğrenilebilir olan taraf da bu.
Dördüncü ve sekizinci sorularda güçlü tepkiler veriyorsanız, empatinin duygusal tarafı baskın olabilir. Bu da değerli bir özellik; insanların size rahatça açılmasının, yanınızda kendilerini güvende hissetmesinin nedeni genellikle budur. Ancak duygusal empatinin bilişsel empatiyle dengelenmediği durumlarda kişi karşısındakinin yükünü olduğu gibi üstlenir ve bir süre sonra insanlardan uzaklaşmak ister. Yardım etmekten yorulmak, empati eksikliğinin değil, sınırsız empatinin işareti olabilir.
Yedinci soru belki de en ayırt edici olanı. Sessiz kalabilmek, çözüm sunma dürtüsüne direnebilmek, empatinin en zor ve en etkili biçimi. Çoğu insan üzüntüsünü anlattığında ne yapması gerektiğini zaten biliyordur; ihtiyacı olan şey, o bilgiyi tekrar duymak değil anlaşıldığını hissetmektir.
Empatiyi geliştirmenin somut yolları
Empati sabit bir özellik değil; kullanıldıkça güçlenen bir beceri. En basit egzersiz, birini dinlerken cevabınızı hazırlamayı bırakmak. Konuşan kişi cümlesini bitirene kadar zihninizde bir yanıt kurmamayı denemek, ilk denemede sanıldığından çok daha zor.
İkinci pratik, anladığınızı kontrol etmek. "Yani seni asıl rahatsız eden şey şu muydu?" gibi bir soru, hem karşıdakine anlaşıldığını hissettirir hem de sizin yanlış bir çıkarım yapmanızı engeller.
Üçüncüsü sınır koymayı öğrenmek. Herkesin her derdini taşımak zorunda değilsiniz. Empatinin sürdürülebilir olması için kişinin kendi duygusuyla karşısındakininki arasında bir ayrım koruyabilmesi gerekiyor.
Dördüncü olarak, empatiyi sadece yakın çevrede değil, anlaşmakta zorlandığınız insanlarda denemek. En büyük gelişme, size zor gelen biriyle konuşurken onun neden öyle davrandığını merak edebildiğiniz anda oluyor. Bu, ona hak vermek anlamına gelmiyor; sadece davranışın arkasındaki nedeni görmeye çalışmak.
Empatinin bir de kolayca gözden kaçan bir maliyeti var: zaman. Birini gerçekten dinlemek, hızlı bir konuşmadan daha uzun sürer. Yoğun bir günün ortasında herkese aynı özeni gösterebilmek mümkün değil. Bu yüzden empatik olmak, sürekli açık bir kapı taşımak değil; hangi anda gerçekten orada olabileceğinizi seçebilmek anlamına da geliyor. Beş dakika ayırıp tam dinlemek, yarım saat boyunca yarım kulakla dinlemekten çok daha etkili.
Bir de empatinin sınırlarını kabul etmek gerekiyor. Hiç yaşamadığınız bir deneyimi tam olarak hissedemezsiniz ve bunu iddia etmek çoğu zaman ters teper. "Seni çok iyi anlıyorum" cümlesi, benzer bir şey yaşamamış birinden geldiğinde karşıdakini yalnızlaştırabilir. Onun yerine "tam olarak nasıl hissettirdiğini bilemem ama anlatmanı isterim" demek daha dürüst ve genellikle daha yakınlaştırıcı bir cümle.
Son olarak, empatinin ölçüsünü sürekli kendinize sormak yerine sonuçlarına bakmak daha sağlıklı. İnsanlar sizinle konuştuktan sonra kendilerini biraz daha hafiflemiş hissediyorsa, hangi soruya ne yanıt verdiğinizin pek önemi kalmaz.